Memurların özlük hakları ve sorumluluklarına ilişkin uyuşmazlıklardan kaynaklanan davalar, idari yargıda önemli bir yer tutmaktadır. Bu çerçevede memurların; maaş, tayin, nakil, geçici görevlendirme, disiplin soruşturması gibi bazı idari tasarruflar karşısında haklarının zarar gördüğü ve yargı yoluna başvurma noktasında zorluklar yaşadığı görülmektedir. Bu yazıda, kamu görevlilerinin karşılaştığı bu neviden zorlukların kısmen de olsa önüne geçilebilmesi amacıyla, yargı kararları ışığında bazı somut uyuşmazlıklar örneklendirilmiş ve alınması gerekli aksiyonlara ilişkin bilgilendirmeler yapılmıştır.

 

  • Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun, 05.04.2017 tarih ve E. 2015/527 K. 2017/1554 sayılı kararına göre, kamu personeline yönelik yapılan ve personelin parasal ve özlük hakları yönünden süregelen etkiler doğuran idari işlemlere karşı dava açma süresi bu idari işlemin kaldırılmasına yönelik yapılan her yeni başvuru üzerine tekrar başlar.

 

  • Danıştay 12. Dairesi’nin 2008/4082 E, 2011/4264 K sayılı kararına göre, rütbe esasıyla çalışan kamu kurumlarında (örneğin Emniyet teşkilatı) personel unvanlarının konumu ve kadro sayısının sınırlı olduğu, bu kadrolara atamalarda idarenin kişileri kıdem ve liyakata göre atama konusunda takdir yetkisine sahip olduğu kabul edilmelidir. Bu tip kurumlarda, disiplin ve hiyerarşiyi bozmamak için mevcut boş kadrolara en kıdemli ve liyakatliyi tespit ederek bu sıralamaya göre terfi işlemlerinin yapılması gerekmektedir. Bir üst rütbeye atanmada öncelikle kıdemin esas olduğu ancak, bulundukları rütbedeki en az bekleme sürelerini dolduranların da, liyakat esasına göre yasa ve yönetmelikte yer alan diğer hususların değerlendirilmesi sonucu bir üst rütbeye atanabilecekleri açıktır.

 

  • Danıştay 12. Dairesi’nin 2009/3222 E, 2011/4315 K sayılı kararına göre, hırsızlık şüphesiyle hizmet sözleşmesi feshedilen ve fesih işlemini mahkemede iptal ettiren personelin açacağı manevi tazminat davasında mahkeme; sözleşmenin feshedilmesine sebep olan bilgi notunda yer alan suçlamalarla ilgili olarak davacıya isnat edilen eylemlerin sübut bulup bulmadığının tespiti amacıyla davalı idarece soruşturma açılıp açılmadığını, açılmışsa bu soruşturma sonucu herhangi bir işlem tesis edilip edilmediğini, ayrıca bu suçlamalarla ilgili ceza yargılamasının yapılabilmesi için Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulup bulunulmadığını, eğer bulunulmuşsa bunun neticesini araştırmalı ve buna göre karar vermelidir.
  • Danıştay 12. Dairesi’nin 2009/7786 E, 2011/5837 K sayılı kararına göre, geçici işçiye daimi kadro verilmesinde 5620 sayılı Yasada öngörülen usulüne uygun vizesi yapılmış geçici iş pozisyonlarında toplam 6 ay (180 gün) çalışma koşulunun sağlanıp sağlanmadığına bakılırken, vizesiz çalışılan günler hesaba dahil edilemez.
  • Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 2011/217 E, 2011/616 K nolu kararına göre; bir düzenleyici işlemin yargı kararı ile iptal edilmesi üzerine, daha önce düzenleyici işleme karşı dava açmamış olan, ancak iptal kararından yararlanmak üzere daha sonra 2577 sayılı Yasa’nın 10. maddesi kapsamında idareye başvuran kişilerin düzenleyici işlemin iptaline ilişkin yargı kararının doğurduğu hukuki sonuçlardan yararlanmaları hukuk devleti ilkesinin gereğidir. Öte yandan, ilgili düzenleyici işlemin iptaline ilişkin yargı kararı var ise, belli bir uygulama tarihi esas alınarak açılmayan bu davalarda geçmişe yönelik hak kayıplarının karşılanmasında, ilamların infazına ilişkin 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin esas alınması gerekir.
  • Danıştay 1. Dairesi’nin 2008/721 E, 2008/800 K sayılı kararına göre; soruşturma raporuyla hakkında Devlet memurluğundan çıkarılma cezası önerisi getirilen ve bu öneri uyarınca savunması istenen kamu görevlisine ve vekiline yapılacak savunmaya esas olmak üzere soruşturma raporu ve eklerinden istenen belgelerin bir örneğinin verilmemesi, savunma hakkının hukuka aykırı olarak kısıtlanması sonucunu doğur.

 

  • Danıştay 1. Dairesi’nin 2008/948 E, 2008/876 K sayılı kararına göre; 2821 sayılı Kanun’un 62. maddesinde öngörülen işçi bildirimlerinde bulunulmamasının yaptırımının adli para cezası olması nedeniyle, bildirimde bulunmayan kişi hakkında soruşturma yapılması gerekir.

 

  • Danıştay 1. Dairesi’nin 2008/653 E, 2008/917 K sayılı kararına göre; trafik akışına uygun olmayan yükseklikte bulunan logar kapağına çarpan araç sürücüsünün ölümünden, belediye başkanı ve fen işleri müdürü sorumludur.

 

  • Danıştay 12. Dairesi’nin 2016/7005 E, 2018/1353 K sayılı kararına göre; Devlet memurluğundan çıkarma cezalarında altı ay içerisinde disiplin soruşturmasına başlanmasına ilişkin yasal zorunluluk olsa da soruşturmanın tamamlanması açısından herhangi bir zamanaşımı bulunmamaktadır. Bu sebeple ilgili kişiye ceza verilebilmesi için, soruşturmaya altı aylık süre içinde başlanmış olması yeterlidir.

 

  • Anayasa Mahkemesi’nin 2014/2502 B.N ve 11.10.2018 tarihli kararına göre, kamu hizmetlerinin sürekliliğini ve aksamadan yürütülmesini temin etmek idarenin anayasal yükümlülüklerindendir. İdare, bu yükümlülüğünü memurlar ve diğer kamu görevlileri aracılığıyla yerine getirir. İdarenin bu yükümlülüğünü ifa etmek amacıyla kamu görevlilerinin çalıştığı yer ve alanların değiştirilmesine ilişkin tasarruflarda bulunması tabiidir. Bu açıdan -kamu hizmetleri yürütülürken- bazı alanlarda ve yerlerde ortaya çıkan personel ihtiyacının giderilmesi veya hizmetin daha iyi yürütülmesinin sağlanması amacıyla naklen atama veya geçici görevlendirme yoluyla kamu görevlilerinin görev yerinin değiştirilmesi hususunda idarenin takdir yetkisinin bulunduğu kabul edilmelidir. Bununla birlikte kamu görevlilerinin görev yerlerinin değiştirilmesindeki takdir yetkisi kullanılırken Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükler de dikkate alınmalı, naklen atama işlemine tabi tutulan kamu görevlisinin menfaatleri ile idarenin ihtiyaçları arasında makul bir denge gözetilmelidir. Bu hassas dengenin kurulup kurulmadığının denetiminde derece mahkemelerinin ortaya koyduğu gerekçeler büyük önem taşımaktadır. Başvurucunun annesinin ağır hasta olduğuna dair sağlık raporlarının İdareye sunduğu, dolayısıyla başvurucunun sağlık mazereti hakkında İdarenin bilgisi olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucunun, hasta ve bakıma muhtaç annesine bakabilmesinin ve onun gündelik ihtiyaçlarını giderebilmesinin kolaylaştırılması, bu husustaki hukuki ve fiilî engellerin ortadan kaldırılması, aile hayatına saygı hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerin bir gereğidir. Bu noktada idare tarafından ortaya konulan gerekçeler ve derece mahkemelerinin bu gerekçeler ile ilgili değerlendirmeleri ehemmiyet arz etmektedir. Derece mahkemelerinin kararlarında bireye düşen fedakârlığın ağırlığının göz önünde bulundurulması ve gözetilen kamu yararının gerekleri ile bireyin temel hakkının korunması arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda somut olayda, görevlendirme işleminin başvurucunun aile hayatı üzerinde meydana getirdiği olumsuz etkiler ile kamu hizmetinin etkin sunulması bağlamında kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik genel yarar arasında adil bir bir dengenin gözetilip gözetilmediği değerlendirilmelidir. Başvurucu iptal davasına ilişkin yargılama sürecinde tam yargı davasının lehine sonuçlanmış olduğunu ve tarafına tazminat verilmesine hükmedildiğini bildirmiş olmasına rağmen derece mahkemesinin karar gerekçesinde bu hususa yönelik de hiç bir inceleme yapılmamış olduğu anlaşılmaktadır. Tüm bu nedenlerle derece mahkemesi karar gerekçesinin görevlendirme işlemiyle güdülen kamu yararı meşru amacı ile başvurucunun aile hayatına saygı hakkı arasında adil denge kurulmasına yönelik ilgili ve yeterli unsurlara sahip olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bireysel başvuruya konu olayda aile hayatına saygı hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin kamu makamlarınca yerine getirilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

Her hakkı saklıdır. Bu yazı içeriğinde yer alan bilgiler, eteysehukuk.com a atıf yapılmaksızın kullanılamaz. Atıf yapmadan, kısmen veya tamamen alıntı yapılması halinde ilgililer hakkında hukuki ve cezai yollara müracaat edilecektir.