Şüpheli/sanıktan alınan beyanlar ifade alma ve sorgu olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu ayrımın sebebi işlemi yapan makamın farklı olmasıdır. Eğer işlem iddia makamı içerisinde yer alan savcı veya kolluk tarafından yapılıyorsa buna ifade alma işlemi denir. Eğer işlem yargılama makamında yer alan hâkim (sulh ceza hâkimi) veya mahkeme tarafından yapılıyorsa buna da sorgu denir.

İfade ve sorgu ayrımı, işlemin yapıldığı evreye değil (soruşturma-kovuşturma) yapan makama ilişkin bir ayrımdır.

İfade almayı savcı kendisi yapabileceği gibi savcının talimatıyla kolluk da yapabilir. Savcının ifade alma zorunluluğu yoktur. Savcı yalnızca kolluk tarafından alınan ifade üzerine veya şüpheli/sanığın ifadesini hiç almadan da iddianame düzenleyebilir.

Ancak bir soruşturma sırasında şüpheli/sanığın ifadesi kolluk tarafından alınmışsa ve sonradan yeniden ifade almaya ihtiyaç duyulursa, bu durumda ikinci ifade alma işleminin savcı tarafından yapılması zorunludur (CMK m.148/5)

İfade ve sorgu usulü CMK. m.145-148 arasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Kanun’da, ifade alma işleminin nerede yapılacağına ilişkin, örneğin, karakolda veya adliyede alınacak, diye mekânsal bir sınırlama bulunmamaktadır. Fakat bu işlemler normal şartlarda karakolda veya adliyede yapılır.

Bir işlemin ifade alma ve sorgu olarak tanımlanabilmesi için, öncelikle;

  1. a) O kişinin şüpheli sıfatını kazanmış olması yani suç şüphesinin o kişi üzerinde yoğunlaşmış olması gerekir. Kişiden, şüpheli sıfatını kazanmadan önce alınan beyanlar ‘’bilgi alma’’ olarak kabul edilir ve m.147 -148 ‘de belirtilen ifade ve sorgu usulüne tâbi değildir. Bu nedenle, bilgi alma sırasında alınan beyanın delil olarak kullanılabilmesi için sessiz kalma hakkının hatırlatılmasına gerek bulunmamaktadır.
  2. b) İfade alma işlemini yapan kamusal mercilerin işlemin muhatabı olan kişilerin hürriyetini kısıtlamış olması, yani ifadesi alınan kişinin kamu gücünün otoritesi altına girmiş olması gerekir. Mesela parkta bankta oturarak yapılan söyleşi ifade alma işlemi olarak kabul edilmez. Ama kişinin karakola götürülmek üzere bindirildiği polis arabasında elde edilen beyanları ifade alma olarak kabul edilebilir.

İfade alma işlemi için m.147’de belirtilen usule uyulmaması durumunda elde edilen beyan hukuka aykırı delil olarak kabul edilir.

İfade alma işleminin usulü şu şekildedir (CMK m.147):

Öncelikle şüpheli/sanık davetiye ile çağırılır (CMK m.145). İfadenin alınacağı yer ve zaman, ayrıca gelmediği takdirde zorla getirileceği bu davetiyede yazılır. Ancak kişi bu davete icabet etmiyorsa hakkında zorla getirme/ihzar (CMK m.146-98) kararı uygulanır.

Uygulamada ifade alma için davetiye gönderilmesi nadirdir. Bunun yerine ya telefonla çağrılıyor ya da yakalama işlemi yapılıyor.

Şüpheli/sanık zorla getirildikten sonra ifade ve sorgu işlemi yapılırken işlemin hukuka uygun olması için 147. maddedeki sınırlamalara uyulmuş olması lazımdır.

Bu nedenle önce kimlik tespiti yapılır.

Kişi zorla getirildikten sonra ifade ve sorgu işleminin hukuka uygun olması için öncelikle kişiye haklarının öğretilmesi gerekir. Bunlartüm dünyada “Miranda Hakları” olarak isimlendirilen haklardır.

Kişiye kendisi hakkındaki isnada ilişkin bilgi verilir. Yani neyle suçlandığı açıklanır.

Kişiye müdafi yardımından yararlanabilme ve sessiz kalma hakkına sahip olduğu anlatılır.

Şüpheden kurtulmasına sağlayacak lehine olan delillerin toplanmasını talep edebileceği anlatılır.

Kişiye hakları öğretildikten sonra sorgu veya ifade işlemi soru cevap şeklinde ilerler.

İfade ve sorgu, yapan makam açısından delil elde etme; şüpheli/sanık için ise savunma işlemi niteliğinde olan çifte karakterli işlemlerdir. Örneğin, ifade/sorguda olay sırasında arkadaşları ile sinemada olan bir kişi hem bir delil sunuyor hem de olayın faili olmadığına ilişkin savunma yapıyordur.

ŞÜPHELİ/SANIĞIN İFADE VE SORGU İŞLEMİ SIRASINDAKİ EN ÖNEMLİ HAKKI SESSİZ KALMA HAKKIDIR (BU HAK BAZI KAYNAKLARDA SUSMA HAKKI OLARAK DA GEÇER). SESSİZ KALMA HAKKI SANIĞIN KİMLİĞİNE İLİŞKİN HUSUSLAR DIŞINDA KESİN BİR HAKTIR. BÜTÜN HUSUSLARI KAPSAR. ÇÜNKÜ SESSİZ KALMA HAKKI NEMO TENATUR İLKESİNE (KİŞİNİN KENDİSİNİN VE YAKINLARININ SUÇLANMASINA AKTİF BİR BİÇİMDE KATILMAMA HAKKI) DAYANIR.

Şüpheli/sanık, sessiz kalma hakkınınistisnasıolarak, kimliğine ilişkin hususlara ilişkin hem beyanda bulunmak hem de doğru beyanda bulunmak zorundadır. Bu durum şüpheli/sanığın muhakeme işlemlerine katlanma yükümlülüğünün bir sonucudur. Zira kişi hakkında iddianame düzenlenebilmesi ve işlem yapılabilmesi için kimliğine ilişkin bilgilere ihtiyaç vardır.

Soruşturma evresi kurala bağlı olmadığından, ifade işleminin ne zaman yapılacağına ilişkin herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır. Bu konuda doğru yaklaşım, delilden sanığa gidilmesi ilkesi nedeniyle şüphelinin ifadesinin, ancak diğer delillerin toplanmasından sonra alınmasıdır. Ancak uygulamada sıklıkla şüpheli/sanığın ifadesinin diğer deliller toplanmadan alındığı görülmektedir.

İfade işlemi normalde sözlü olarak yapılır, beyanlar tutanağa alınır ve altı imzalanır. Ancak CMK, işkence vakıalarını önlemek için ifade işlemlerinin görüntü ve ses kaydedebilen teknik araçlarla kayda alınmasını öngörmüştür. (CMK m.147/1-h)

Şüpheli/sanık tarafından ifade/sorguda verilen beyan iki şekilde olabilir: İnkâr veya ikrar. Kişi ya suçunu ikrar eder ya da olay ve olguları inkâr eder.

İkrar veya inkâr içeren bir beyanın yargılamada hukuka uygun bir delil olarak kullanılabilmesi, ifade ve sorguda iki hususun gerçekleşmiş olmasına bağlıdır:

1) Kişiye hakları öğretilmiş mi, öğretilmemiş mi? (Miranda hakları)

2) Beyan kişinin özgür iradesine mi dayanıyor? (yasak sorgu yöntemleriyle elde edilmemiş olması)

Bu iki husus gerçekleşmiş ise o beyan delil olarak kullanılabilir. Ancak eğer kişiye sessiz kalma veya müdafi yardımından yararlanma hakkı kendisine öğretilmemişse alınan ifade, elde edilen beyan hukuka aykırı delil niteliğindedir ve yargılamada hiçbir şekilde kullanılmamalıdır. Yine kişinin yasak sorgu yöntemlerine başvurulduğu için özgür iradesine dayanmayan beyanlarının da hukuka uygun delil olarak kabul edilemeyeceği için yargılamada kullanılmaması gerekir.

Elde edilen deliller bu iki şarta uyularak elde edilmiş ise soruşturma evresinde hukuka uygun delil olarak iddianamenin hazırlanmasında kullanılabilir.

Tüm bu anlatılanlar ışığında konu başlığımızın özüne temasla şu ifadeleri kullanmak yerinde olacaktır:

Avukat, şüphelinin ilk ifadesi alınmadan önce şüpheli ile kimsenin olmadığı bir ortamda özel görüşme yapar. Bu görüşmede avukat şüpheliye hangi suça istinaden gözaltında olduğu ya da ifadeye davet edildiğini, birazdan ifade vereceğini, bu işlem esnasında kendisini ve yakınlarını suçlayıcı bir beyanda bulunmaktan kaçınabileceğini, hatırlamadığı hususları hatırlamadığını beyan edebileceğini, lehine olduğunu düşündüğü bilgi ve belgelerin toplanmasını talep edebileceğini anlatır. Şüpheliye soruşturmanın muhtemel seyri hakkında bilgilendirme yapılır. Rasyonel bir savunma yapabilmek için kişilerin içinde bulunduğu durumu tam olarak idrak etmesi, hangi suça istinaden ifade vereceğini, haklarını bilmesi ve sakinliğini koruması gerekir. Aksi durumda olaylar yanlış ve eksik aktarılabileceği gibi lehe olan hususlar da atlanabilir. Haklarını bilmekten kasıtelbette bir avukat kadar teknik bilgiye sahip olmak demek değildir. Genel olarak şüphelinin soruşturma ve kovuşturma aşamalarının neolduğunu, ne zaman susup ne zaman konuşabileceğini ve neleri talep edebileceğini bilmesidir. Zira avukat ifade esnasında ifadeye müdahale etmez, ifade bizatihi şüpheli tarafından verilir. Bu sebeple ifade öncesi avukat ile müvekkilinin görüşmesi son derece hayatidir. Sonuç olarak ilk ifadenin bir müdafi nezaretinde ve yukarıda anlattığımız bilgiler ışığında verilmesi sağlıklı bir savunmanın ilk aşamasıdır.

 

 

Her hakkı saklıdır. Bu yazı içeriğinde yer alan bilgiler, eteysehukuk.com a atıf yapılmaksızın kullanılamaz. Atıf yapmadan, kısmen veya tamamen alıntı yapılması halinde ilgililer hakkında hukuki ve cezai yollara müracaat edilecektir.